bozdag2.jpg
efeler yolu logo tasarımı transparan fon

Yanlış kentleşme politikaları ve beraberinde gelen yeşil yoksunu bir çevre, işte ben de neredeyse tüm Y kuşağında olduğu gibi böyle bir kent yaşamında büyüdüm. Tam o sırada okuduğum bir kitapta, Yuval Noah Harari’nin yazdıkları geldi aklıma: “Dünya bizlerin isteklerine uygun hale geldikçe habitatlar ve türler yok oldu. Bir zamanlar yeşil ve mavi olan gezegenimiz, plastik ve betondan bir AVM’ye dönüştü”. Sonra etrafıma baktığımda neredeyse tüm tanıdıklarımın, tatillerini doğaya yakın yerlerde, deniz kıyısı ya da yeşillikler arasında geçirmek istediklerini fark ettim. Çoğu insanın imkânı olsa doğa manzaralı bir evde oturmayı tercih edeceğinin altında yatan gerçek gibi bunun da cevabı, insan ve doğa arasında doğuştan gelen, apaçık ortada olan içgüdüsel yaşam bağı olduğu gerçeğidir.

İşte benim de bu gerçekle yüzleşmem Efeler Yolu fikriyle tanışmamdan sonraydı. Efeler Yolu fikrinin doğuşu ve yeşerdiği günden itibaren artık ikinci kez gözlerimi dünyaya açmış gibiydim. Aslında yıllarca hep kendimi doğadan ayrı tuttuğumu ve işin özünde kendimin doğanın bir parçası olduğumu hatırlamıştım. Her ne kadar doğduğum günden beri İzmir’de yaşıyor olsam da aslında İzmir’i çevreleyen dağları sadece uzaktan izlediğimin bilincine vardım. İlk yürüyüşlerimizin başlamasıyla birlikte Efeler Yolu’na ev sahipliği yapan ve her birinin kendine özgü kocaman bir dünyası olan dağların, adlarını bile doğru bilmediğimi öğrenince ne kadar kör olduğumu anlamıştım. Meğerse bu ulu dağlar içlerinde meşeleri, ardıçları, kekik ve yabani kızılcıklarıyla yaşayan dağ keçilerini, yılanları ve kuşları barındırıyormuş. Her yürüyüşün bir öğrenme süreci olduğu bu yolculuklarda, attığım her adımda özümü bulmaya çalıştığımı anladım. Daha önce hiç olmadığı gibi anı yaşadığımı hissederek, kendimi yaprakların, çalılıkların dokunuşunda, kuş seslerinin içinde buldum. Efeler Yolu öyle bir serüven sundu ki bana; eşsiz Ege ormanları ile kaplı dağların arasından geçip, devasa kayaların ardında ki bereketli köyleriyle kucakladı beni.

Efeler Yolu’nda yürürken doğanın yalnızca içinde barındırdığı yaşamlar olmadığını gördüm. Bir çobanın hayvanları ile yaşarken paylaştığı gübre ile toprağı beslemesini, hayvanını otlatırken ormana can vermesini, kayrak taşı ile yaptığı çeşme ile kuşa böceğe su götürmesini izledim. Öyle ki doğada hiçbir canlının merkezde olmadığını, hepsinin birbirine muhtaç olduğu bir döngünün resmini görebilmiştim. Bir yürüyüşümüzde bize kadim patikalarda rehberlik eden Çoban Süleyman’dan gökten düşen yağmurun, derede akan suyun, kayanın üstünde biten otun birbirleriyle olan uyumunu dinledim. Yürüyüşümüz bitip de Süleyman’ın ağılına vardığımızda, engin yamaçlardaki kaynaktan gelen su ile odun ateşinde demlenen çayı yudumlarken, etrafıma baktığımda gördüklerim Süleyman’ın tüm yürüyüş boyunca anlattıklarının tasviriydi sanki. O an gözüme Süleyman’ın bahçesi takıldı. Bana o kadar farklı gelmişti ki gördüklerim, bugüne kadar hiçbir ağılda görmediğim bir şeydi. Süleyman, keçilerinin su içtiği yalaktan akan fazla suyu doğadaki malzemeleri kullanarak yaptığı kanal ile bahçesine taşıyor ve hayvan gübresiyle bahçesini besliyordu. Adı konmamış bu kültürün aslında günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş ufak bir örneğini görmenin heyecanı içindeydim. Fakat bu yaşadıklarım biraz demlenince heyecanım yerini aslında utanca bırakmıştı. Çünkü bizlere hep şehirde keçilerin doğa için kötü olduğu öğretilmişti. Oysaki Süleyman’ın dünyası bana bu kulaktan dolma bilginin ne kadar yanlış olduğunu gösterdi. Hatta bana ormanda, tarlada bitkilerin sağlıklı büyüyebilmesi için hayvanların otlatılmasının ne kadar önemli olduğu gerçeğini anlattı. Bundan dolayı, ormanda hayvan olmaz ise ormanın keresteye dönüşeceğini ve ormanın sadece ağaçtan ibaret olamayacağını söyledi. Çoban Süleyman, yaşadığı hayat tarzı ve anlattıkları ile ormanın ağaçtan çok daha fazlası olduğunu gösterdi bana.

İşte bazen aniden bir şey yaşarsın ve hayatın değişir. Benim için de Efeler Yolu böyle olmuştu. Aslında ben bir işe değil upuzun bir yolculuğa başlamıştım. Öyle ki Efeler Yolu benim için kendi içimde bulunduğum fırtınaların ve belirsizliklerin tam ortasında yeni bir umut ve bir sevinç olmuştu…

Hakan As
Efeler Yolu Koordinatör Yardımcısı